Bursa’da Montesquieu ve Rousseau’nun Etkisi

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Bursa’da Montesquieu ve Rousseau’nun Etkisi

BURSA (Gazete Bursa) – Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hızalan’ın moderatörlüğünde düzenlenen söyleşide, Prof. Dr. Armağan Öztürk, burjuva siyasi düşüncesinin iki temel yolunu Montesquieu ve Jean-Jacques Rousseau’nun oluşturduğunu belirtti. Prof. Dr. Öztürk, “Montesquieu, yeni bir devlet iç mimarisi önerir. Yasaların üstünlüğü, kuvvetler ayrımı ve özgürlük gibi kavramlar bu dönemde şekillendi. Rousseau ise daha radikal bir özgürlük anlayışını ve katılımı savunmuştur. Bazı düşünürler, mevcut monarşilere karşı hukukun üstünlüğünü savunurken; John Locke, Montesquieu ve Voltaire gibi isimler bu görüşü desteklemiştir. Ancak bazıları, bu yaklaşımı tehlikeli bulmuş ve daha fazla özgürlük ile eşitlik talep etmiştir. Rousseau ve Marx gibi düşünürler de bu görüşü benimsemiştir” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Öztürk, “Montesquieu’ya göre bir ülkenin hukuk ve siyasetini anlayabilmek için öncelikle o toplumun yapısını kavramak gerekir. Kanunların ruhu, toplumların yapısıyla şekillenir. En uygun kural, topluma en uygun olandır. Toplum değiştiğinde hukuk da değişim gösterir, ekonomi veya kültür değişirse hukuk değişir. Eğer bu unsurlar sabit kalırsa, hukuk değişse bile o kural uygulanamaz” şeklinde konuştu.

Montesquieu, monarşi ile despotizm arasındaki farkın yasa olduğunu vurguladı. Yasa hakimiyeti varsa keyfi uygulamalar yoktur; eğer yasalar yoksa keyfilik hakim olur, dedi.

Her iki düşünür de, yasa var olduğu sürece özgürlüğün de var olacağını dile getirdi. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetler ayrımını ilk kez Montesquieu gündeme getirmiştir. Ona göre, yargının temsilcisi aristokrasi, yasamanın temsilcisi yoksul halk ve yürütmenin arkasında ise monarşi bulunmalıdır.

Rousseau ise mülkiyet ve devletin her türlü kötülüğün kaynağı olduğunu savunur. Genel irade kavramıyla, insanlar kendilerini yönetecek yasaları kendileri oluşturduklarında hem özgür hem de eşit olabileceklerini belirtmiştir. Bu kavram, milli irade ve kamu yararı gibi fikirlerin temelini oluşturur.

Halka rağmen halk için anlayışı, Rousseau’nun bıraktığı yerden türetilmiştir. Jakoben anlayış da buradan kaynaklanmıştır. Genel irade, diktatöryal, faşist ya da komünist rejimlerin topluma bir şeyi benimsetmek için kullandığı bir metafor haline gelebilmektedir.”

“ÖZEL MÜLKİYET YOKLUĞU…”

Prof. Dr. Öztürk, bir soru üzerine, “Bizde özel mülkiyetin yokluğu bireyciliğin gelişimini geciktirmiştir. Bu durum, Türk demokrasisini baştan sakatlayan bir unsurdur. Bir ülkenin toplumsal yapısından bağımsız olarak rejim tartışması yapılamaz. Partiler, liderler ve akımlar arasındaki otoriterlik tartışmalarının arkasında toplumsal yapı yatmaktadır. İslamcılar ve kemalistler de otoriterlik potansiyeline sahiptir” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Öztürk, siyasi kültürün değişmez olmadığını ve Türk toplumunun da evrileceğine inandığını belirtti. “Bizde çoğulculuk açısından ciddi sıkıntılar var. Farklı fikirlere değer verme konusunda sorunlar yaşıyoruz. Çoğulculuğu gerçekten savunuyor muyuz, yoksa karşıt görüşleri hain olarak mı değerlendiriyoruz?” şeklinde konuştu.

Söyleşideki soruları yanıtlayan Prof. Dr. Armağan Öztürk ve Prof. Dr. İbrahim Hızalan’a, Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesi kapsamında yapılan bağışın sertifikası, Geçmiş Dönem BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanlarından Mehmet Arif Özer tarafından takdim edildi.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın

Aşağı kaydırdıkça sonraki haber otomatik yüklenir