800 İmza Yalanı: Kurultayı Engelleyen Kim, Suçu Kimin Üzerine Yıkıyor?

Bölge İdare Mahkemesinin tedbir kararı ve sonrasında verilen mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevi sona eren Özgür Özel, mutlak butlan kararı sonucunda yeniden CHP Genel Başkanlığı görevini devralan Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kamuoyunda algı oluşturmaya devam ediyor.
Günlerdir aynı söylem tekrarlanıyor: “800’ün üzerinde delegenin imzası toplandı ancak Kemal Kılıçdaroğlu partiyi kurultaya götürmüyor.”
Oysa bu söylem, yaşanan hukuki sürecin üzerini örtmeye yönelik bir propaganda çalışmasından başka bir anlam taşımamaktadır.
Gerçekler ortadadır. Eğer Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararının kesinleşmesine izin verilmiş olsaydı, CHP tüzüğü ve ilgili mevzuat çerçevesinde kurultay süreci işletilebilecek ve parti kısa süre içerisinde yeniden delegelerinin önüne gidebilecekti.
Ancak kararın kesinleşmesini geciktiren süreç, bizzat Özgür Özel cephesinin yaptığı hukuki başvurularla başlamıştır. UYAP üzerinden yapılan temyiz başvuruları nedeniyle dosyanın kesinleşme süreci uzamış, buna bağlı olarak da delegelik statüleri hakkındaki hukuki belirsizlik devam etmiştir.
Bugün kamuoyuna sunulan 800 imza söyleminin gözden kaçırdığı veya özellikle gizlediği husus tam da budur. Kararın kesinleşmemesi nedeniyle delegelik sıfatlarının hukuki durumu tartışmalı hâle gelirken, bir yandan da “kurultaydan kaçılıyor” algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Daha da vahimi, bu söylem parti tabanında gereksiz bir kutuplaşmayı körüklemektedir. Sorunun kaynağına ilişkin gerçekler konuşulmak yerine, parti içerisinde hedef gösterme siyaseti yürütülmektedir. Bu yaklaşım, CHP’nin birlik ve bütünlüğüne hizmet etmediği gibi, örgütler arasında güvensizlik oluşturmaktadır.
Siyasette eleştiri meşrudur. Ancak kamuoyunu eksik bilgilerle yönlendirmeye çalışmak, sorumluluğu başkalarının üzerine yıkmak ve kendi tercihlerinin sonuçlarını görmezden gelmek siyasi etikle bağdaşmaz.
Bugün yapılan şey, sadece bir algı operasyonu yürütmek değildir. Aynı zamanda parti örgütlerini birbirine karşı kin, öfke ve husumet duygularıyla hareket etmeye sevk eden tehlikeli bir siyasi dilin yaygınlaştırılmasıdır. CHP’nin ihtiyacı olan şey yeni kamplaşmalar üretmek değil, gerçekleri bütün açıklığıyla konuşabilmektir.
Parti içi rekabet uğruna örgütleri karşı karşıya getiren, öfkeyi ve kutuplaşmayı besleyen bu yaklaşımın CHP’ye kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Tam tersine, bu tutum parti hafızasında siyasi sorumluluktan kaçışın ve siyasi ahlak tartışmalarının yeni bir örneği olarak yerini alacaktır.






Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!
Yeni Bir Yorum Bırakın